Yıllarca yaşadığım evlerin hepsinden, anahtarı kapının üzerinde, ama olmaması gereken tarafta bırakıp unutarak, ve peşi sıra daire kapısını çekerek, çıktım. Bunda bir tuhaflık yok, insanlar anahtarlarını içeride unuturlar, bu herkesin başına gelebilir, diye düşünmeyi de durumun rutinleştiğini fark edince bıraktım. Anahtarın kapıda (ve içeride) olduğunu anladığım ve kapıyı çektiğim o ânı; salise olarak bile adlandıramayacağım o kısacık ânı, birilerine tarif edebilmek isterdim. Beynim, bedenim üzerindeki kontrolünü kaybetmiş, nasıl bir duruma sürüklendiğimi görüyorum ama müdahale edecek vaktim de kalmamış gibi, bir his. Gibisi fazla; bayağı bayağı öyle bir his.

Yedek maskeler, kolonya, karton bardak, ilaçlar ve anahtar… Tıka basa endişeyle doldurduğum çantamı sırtlanıp, bildiğim sokaklardan tekrar tekrar geçerken yeni bir şeylere heyecanlanmayı bekliyor, bazen beklentilerimi karşılıyor bazen de karşılayamıyorum. Çünkü her şey benimle ve beklentilerimle ilgili. Bütün Dünya bunun üzerine kurulmuş olmalı; başka türlüsü mümkün olamaz. Beynim, bedenim üzerindeki kontrolünü kaybetmiş, nasıl bir duruma sürüklendiğimi görüyorum ama müdahale edecek vaktim de kalmamış gibi.