5

Berfin Özek olayını, yaşandığı, basına yansıdığı günden beri takip ediyorum. Berfin’in şikayetinden vazgeçerek, yüzünü asitle yakan adamın evine ve ailesine sığınmasının ardından yazılanları, şaşkınlıkla okudum. Berfin’in verdiği kararı anlamaya çalışırken, onunla fiziksel ve ruhsal olarak empati kurmanın imkansız olduğunu idrak edemeyenler beni dehşete düşürdü. Farkettim ki genelde de olduğu gibi, bir çok kişi, kendi hikayesinde bulamadığı kurtuluşu ve iç huzuru Berfin’inkinde arıyor. Ailesiyle yaşadığı evi terkedip, şikayetini geri çekmesinin hemen ardından, Ayşe Arman’ın, paylaştığı instagram postunda ’emeklerimiz boşuna mıydı?’ alt metinli serzenişi ve İskenderun Kadın Platformu’nun yaptığı ilk açıklamayı okumanızı tavsiye ederim. Baştan sona samimiyetsiz olduklarını kastetmiyorum elbette ki. Çok çabaladılar. Fakat bu nasıl bir kibir? Ve bu öfkenin muhattabı kim? Berfin mi? Sanıyorum ki öfkeyle karışık yaşanılan bu hayal kırıklığı, daha fazlasıyla, uğradığımız haksızlıklar karşısında sesimizi çıkaramadığımız, sevildiğimizi düşündüğümüz halde suistimal edildiğimiz kendi ilişkilerimizle ilgiliydi.

Kimi zaman ‘bir yastıkta geçen koca bir ömür’, kimi zaman da ‘ yılların dostluğu’ diye devam eden ve tarafları çokça zorlayan sayısız ilişki şekli var. Söylenen ağır sözler, küçük bir tokattı diye baştan savılan anlar ve aslında öyle demek/yapmak istemedi, ile başlayan cümleler… Bu bahaneler ya da haklı sebepler, terazinin bir kefesinde tüm ağırlığıyla dursa da diğer taraf ne olursa olsun her zaman daha kuvvetli çünkü orada, tek başına olmasa da, yalnız kalma korkusu duruyor. Birbirimizi tanırken ya da bir arada var olmaya çalışırken yaşadığımız anlaşmazlıklar bir kenara; kendi varlığımızı (düşünce biçimi/ karakter özellikleri) başkasına dayatmak ya da karşımızdakini muhattabı olmadığı gerginliklere boğmak ve bencilce ve kibirle yapılan bir çok şey; bizi birbirimizden çoğu zaman koparmıyor/koparamıyor. Ara veriyor, nefes alıyor; kendimize onun o davranışı için sebepler buluyor, kırılıp dökülüyor ve devam ediyoruz.

Yakınlarıyla sorun yaşayan ve bunu onlarla da konuşmayan/konuşamayan bir arkadaşıma bir gün şöyle dedim; …o zaman çıkar bizi hayatından. O da tüm samimiyetiyle şöyle cevap verdi; o zaman da hayatımda kimse kalmayacak. Hakiki olsa da olmasa da, sevildiğimizi ve onaylandığımızı, hissetmeye duyduğumuz ihtiyaç… Gerçekliğinden şüphe edip, sonra tekrar inanıp, sonra yine şüphe ettiğimiz kırık dökük devam ettiğimiz ilişkiler.

Berfin de çektiği tüm acıları ve maruz kaldığı şiddeti kendisine mantıklı bir şekilde açıklamış gibi görünüyor. Babası’nın Ayşe Arman’la yaptığı röportajda bir muskadan bahsediliyordu. Anladığım kadarıyla Berfin, erkek arkadaşının, yüzünü asitle yakmasını bununla açıklıyor. Birileri bu çocuğa muska yaptı! Muska ve büyü dışında bu olanların olabilmesi, elbette ki imkansız olurdu!

Ama oldu…

Berfin belli ki, en azından bir süre, buna inanarak o evde ve o adamla yaşamaya devam edecek. Sizin gibi, benim gibi… Çok inanmasam da, Berfin’le ilgili iyi haberler almayı umut ediyorum.