8

Otobüse bindiniz; ve sadece iki koltuk boş. Neye göre, hangi koltuğa oturacağınıza karar verirsiniz? Ben, genellikle, diğer koltukta oturan kişiye göre karar veriyorum. Kısa mesafe de olsa, yol boyunca beni huzursuz edecek bir şey yapabilme potansiyeli var mı; şöyle bir bakıyorum önce. Sinirimi bozma ihtimali olan birini 5sn görmem, anlamam için yeterli oluyor zaten. Tabii ki gözlerimi insanların üzerine de dikip bakmıyorum. Ayıp sonuçta. Daha çok kedim Tırtıl’ın yıllarca bana öğrettiği taktikleri kullanarak analiz etmeye çalışıyorum. Elbette ki kokular… Yüksek sesle telefonla konuşan biri varsa da o koltuğu tercih etmiyorum, artık. Çünkü; tüm ayrıntılarıyla bildiğim ama kimin anlattığını asla çıkaramadığım bir çok olay anımsıyor ve sahibini bilmediğim hikayeleri aklımda istemiyorum. Zaten uzun bir süredir de otobüse binmiyorum.

Mutfağa koymak istemediğim için camın önüne bıraktığım, kabuklu cevizlerim, kargalar tarafından kaçırıldı. 1 kilo cevizden geriye sadece 7-8 tane kaldı. Kabuklu cevizler, limon ve portakallar… hepsini, kalın kabuklarına güvendiğim için, bulaşık deterjanıyla yıkıyorum. Mutfakta yaptığım başka tuhaflıklar da var ama her şeyi de buraya yazacak değilim. Karpuzu bekliyorum asıl. Herhalde bu yaz, rahatça yiyebileceğim tek meyve karpuz olacak ve o da bu seremoniden kaçamayacak.

Sert kabuklu olma metaforu benim için tüm çekiciliğini kaybetti. Eninde sonunda bir yolunu bulup, mesela pril’le yıkayıp, kabuğun içindekine ulaşmak mümkün. Bugünlerde mümkün olmayacağını düşündüğüm bir çok şey yaşanıyor. Her şeyi de buraya yazacak değilim elbette.